Bugun...



Sapı bizden de onun için üzülüyoruz…
Tarih: 07-07-2018 18:54:18 Güncelleme: 07-07-2018 18:58:18 + -



facebook-paylas
Tarih: 07-07-2018 18:54

Sapı bizden de onun için üzülüyoruz…

 

Sene 1994’ün mayısıydı… Boyabat’takı imam-hatiplik vazifemi bitirmiş, Peygamber Efendimiz’in müjdesine nail olmuş Kutlu Şehir İstanbul’a hem de ilmin merkezi Fatih’e gelmiştim. Büyük kızım ilkokul ikinci sınıfa gidiyor, küçük kızım ise henüz dört yaşında idi.

 

Şehremini Şeyh Raşit Camii’ndeki görevime büyük bir aşkla başlamıştım. Camideki ilk işim caminin içinde olan kuyu suyunu dışarıya halkın istifadesine açmak olmuştu. O zamanlarda İstanbul’da büyük bir su sıkıntısı vardı. Hıfzıssıhha’dan aldığımız “sağlıklıdır içerebilir” raporuyla bu çeşme artık mahallenin kullanımına açılmış oldu.

 

Bir polis emeklisi abimiz gelip çeşmenin mermerine şu dörtlüğü yazmamızı istedi:

 

Su diyor ki;

 

“Eskiden akardım yabana

Beni çıkardılar meydana

Cennet mekanı olsun

Benden abdest alıp namaz kılana…”

 

Dörtlük çok hoşuma gitti. Hemen mermerciye bunu yazmasını söyledim. O da yazıp getirdi ve yerine monte ettirdik. Hakikaten de suyun insanların istifadesine sunulması Şehremini’nde büyük bir sevince neden olmuştu.

 

Herkes gelip saatlerce sıra bekleyip su ihtiyacını temin ediyordu. Hatta sabahlara kadar kuyruk oluyor, bazen gürültüden mahalleli de rahatsız oluyordu. Biz de büyük bir levha yazdırıp suyun başına astık: “Eğer komşuları rahatsız ederseniz, gece saat 24.00’ten sonra suyu kapatacağız!”

 

Şikayetçiler çoktu

 

Hem sesten rahatsız olanların şikayetleri, hem de şikayet etmeyi meziyet sananların sağlık müdürlüğüne yaptıkları şikayetler neticesinde gelen memurlar suyu mühürlediler. Sağlık raporunu göstermemize rağmen kesinlikle kabul edilmedi. Halkın ısrarı üzerine sağlık müdürlüğünden habersiz mahalleli mührü tekrar açtı. Şikayetçiler boş durmadı ve yeniden mühürlendi… Bu olay bir kaç kez daha tekrar edince ben gelen memurlara dedim ki:

 

“- Memur bey! Allah’ınızı severseniz ya, bunun bir çaresi yok mu? Bir çare yoluna gidelim inatlaşmayalım, biz buradan bir kazanç elde etmiyoruz. Fi sebilillah hayrına akıtıyoruz.”

 

 

 

Memurlardan biri;

 

“- Hocam bu suya klor makinesi alıp klorlarsanız o zaman dokunmayız” dedi.

“- Ha şöyle, bunu daha önce söylemiş olsaydınız siz de üzülmezdiniz biz de üzülmezdik” dedim.

 

Konuyu cemaatimle paylaştım. Küçük Laz diye anılan bir hacı abimiz masrafı üstlendi ve makinayı getirip yerine taktık elhamdülillah… Suyumuz sorunsuz akmaya ve halkımızın o zaman ki su kılığında ihtiyacını gidermeye devam etti.

 

Bir taraftan suyu açtığımız için dualar alıyorduk bir taraftan da şikeyet üstüne şikayet yemeye devam ediyorduk. Biz de ne yapalım, gece 24.00 dan sonra suyu kapatmaya, sabah namazı ile açmaya başladık.

 

Bir gece saat 03.00 gibi hiç unutmam, kapı zili acı acı çalıyordu, telaşla kalktım, bir de baktım ki mahcup bir ses tonuyla bir beyefendi;

 

“- Hocam çok özür dilerim. Bu saatte rahatsız etmek istemezdim ama sabah işe gideceğim, gusül abdesti almam lazım evde de su yok. Suyu açabilir misiniz?” deyince hemen inip suyu açtım. İşte böyle zamanlarda çok dualar ediliyordu. Camimizde suyun olması cemaat sayımızı da arttırmıştı.

 

Boş durmak yok

 

Küçük bir yerden kalkıp da İstanbul’a boş durmaya gelmemiştim… Cemaatime karşı sorumluluklarım, kendimce ideallerim vardı. Namazlardan on beş dakika önce sohbet yapmaya özen gösteriyordum. Akşamları Kur’an bilmeyen cemaatimize Kur’an derslerine başlamıştık. Mahalle esnafıyla sıkı bir ziyaret diyaloğuna girdik. Neticesinde camimiz elhamdülillah dolup taşmaya başladı ve mahallede bir sevgi seli oluştu. Mahalle ile cami nasıl bütünleşir bunu hakikaten yaşadık.

 

Cemaate yönelik faaliyetimiz son surat devam ederken, camimizin eskiyen camlarının çerçevelerinin değişmesi için ustayla anlaştık ve camları değiştirmeye başladık. Nerede ise camların değişimi bitmek üzere iken resmi kıyafetli ve elinde çantası olan iki kişi caminin önüne geldi. Namaz kılmaya geldiklerini sanmıştım… Onlardan biri;

 

 

“- Cami İmamı ile görüşmek istiyoruz” deyince;

 

“- Buyurun benim” dedim. Eleman artist bir edayla:

 

“- Biz İstanbul Vakıflar Genel Müdürlüğünden geliyoruz, hakkınızda şikâyet var, camiyi yıkıyormuşsunuz” dedi.

 

“- Memur bey ne yıkması, yapıyoruz” dedim.

 

“- Kimden müsaade aldınız bunu yapmak için?”  deyince aramızda bir münakaşa çıktı. Memurlardan biri;

 

“- Hakkınızda tutanak tutup sizi mahkemeye vereceğim” dedi. Ben de;

 

“- Tamam, kanuni işleminiz neyse yapın ama önce bu camların önceki halini görüp ondan sonra vicdanınıza danışın” dedim ve üst kattaki henüz değişmemiş olan camı ve çerçeveyi gösterdim. Buradan giren soğuk ve tozun camiyi ne hale getireceğini sordum.

 

“- Biz bu kadar fena olduğunu bilmiyorduk ama yine de şikayet olduğu için hakkınızda rapor tutmak zorundayız” dediler ve raporlarını tutup gittiler.

 

Cemaat arkamdaydı

 

Cemaatimiz bu durumu duyunca çok şaşırdılar. İşin en çok hoşuma gide tarafı ise cemaatimin bana sahip çıkmasıydı. Hiç çekinmemem gerektiğini ve sonuna kadar arkamda olduklarını cuma namazı çıkışında camiden çıkmayacak gösterdiler. Caminin eski halini bilip de yeni halini gören cemaatim bana gerçekten destek olmak için çeşitli önerilerle geliyorlardı. Kimisi, imza toplayalım, kimisi basına sızdıralım diyordu. Kimisi de yüksek seviyede tanıdıklarıyla bu işi bitirmeyi teklif ediyordu.

 

Bu vesile ile İstanbul Karaköy’deki Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne gittim ve ilgili memurlarla görüştüm. O görüşme esnasında beni şok eden ve derinden yaralayan bir olay oldu. Şehremini’nde bizim camiye yakın bir camiyi restore eden mühendis, ben oradayken bulunduğum odaya girdi. Mühendis bey benim orada olduğumu duymuş de öyle gelmiş…

 

Bir müddet konuştuktan sonra bana

 

“- Seni şikâyet edeni biliyor musun?” dedi.

 

Ben de bilmediğimi ve bilmek de istemediğimi söyledim. Çünkü şikayetlere alışmıştık, Allah için yapılan güzelliklerden mutlaka birileri rahatsız oluyordu.

Mühendis Bey “söylemeyin” dememe rağmen söyledi. Meğerse beni şikâyet eden kişi, benden önce o camide görev yapan imam efendiymiş.

Mühendis beyin bu sözleri üzerine odaya sanki bir bomba düştü… Hiç kimsede ses seda yok… Hele benim halim… İki çift söz edemedim şaşkınlıktan.

Hani dağdaki ağaçlar demişler ya: “Biz kesildiğimize üzülmüyoruz, bizi kesen baltanın sapı bizden olduğu için üzülüyoruz” diye…

İşte böyle değerli okurlarım, siz güzel bir şey yaparsanız yakınınızda kıskananlar eksik olmaz. Cenab-ı Hak cümlemizi hasetçinin hasedinden ve şerrinden korusun.

 

 

Osman Gülşen/ 






Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER DİN Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Sinop
    Sinop
  • BOYABAT MANŞET
    BOYABAT MANŞET
  • Boyabat Genel Görüntü
    Boyabat Genel Görüntü
  • Boyabat Kalesi
    Boyabat Kalesi
  1. Sinop
  2. BOYABAT MANŞET
  3. Boyabat Genel Görüntü
  4. Boyabat Kalesi
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Teknolojiden Sonra Matematik
    Teknolojiden Sonra Matematik
  • GÜNDÜZ GECE SİNOP
    GÜNDÜZ GECE SİNOP
  • Tarakçı Dede Beyaz Show
    Tarakçı Dede Beyaz Show
  • Kalk Gidelim SİNOP
    Kalk Gidelim SİNOP
  • Memleket Anadolu SİNOP
    Memleket Anadolu SİNOP
  • OSMAN GÜLŞENİN CUMA SOHBETİ..!
    OSMAN GÜLŞENİN CUMA SOHBETİ..!
  1. Teknolojiden Sonra Matematik
  2. GÜNDÜZ GECE SİNOP
  3. Tarakçı Dede Beyaz Show
  4. Kalk Gidelim SİNOP
  5. Memleket Anadolu SİNOP
  6. OSMAN GÜLŞENİN CUMA SOHBETİ..!
VİDEO GALERİ
YUKARI